Categories
Blog

Kosova Gezi Notları: Prizren ve Priştine

Mart ayında Kosova’yı keşfetmek için yola çıktık ve Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Pegasus Hava Yolları ile direkt uçarak 1 saat 30 dakikalık bir uçuş sonrası Priştine’ye indik. İlk işimiz, seyahat boyunca daha rahat gezebilmek için araç kiralamak oldu. 38 euro gibi makul bir fiyata standartlarda yeni bir araba kiraladık. Ancak kiraladığımız rent a car firmasi sadece 1 haftadan uzun süreli konaklamalarda kasko sağladığı için bir dezavantaj yaşadık. Yine de arabamızı teslim ederken herhangi bir sorunla karşılaşmadık.

Priştine’de Konaklama ve İlk İzlenimler

Konaklama için şehir merkezine yakın, sade ama uygun fiyatlı bir otel tercih ettik. Kosova genel olarak temiz sokaklara sahip olsa da, yolda bir fare görmüş olmam benim için korkutucu bir deneyimdi. Günün yorgunluğuyla Kosova’nın meşhur böreklerinden yiyerek dinlenmeye geçtik.

Prizren: Kosova’nın Büyüleyici Şehri

Ertesi sabah erkenden Prizren’e doğru yola çıktık. Priştine’ye göre daha çekici bulduğum bu şehir, kendine has tarzıyla beni etkiledi. Irmak kenarında uzanan yürüyüş yolları, kütük gibi duran tarihi yapılar, sevimli kafeler ve hediyelik eşya dükkanları Prizren’e sıcacık bir atmosfer kazandırıyor.

Kahvaltımızı yerel bir fırından (“furra”) aldığımız poğaça benzeri lezzetli atıştırmalıklar ile yaptık. Ardından, Kosova’nın popüler kahve zinciri Prince Coffee‘de günün ilk kahvesini içtik. Kahvenin boyutunun küçük olması moralimi bozsa da, yanında ikram edilen su güzel bir detaydı.

Prizren’in en ilginç yanlarından biri, burada Türkçe bilmenin büyük bir avantaj olması. Hatta çoğu yerde Türkçe konuştuğunuzda Türkçe yanıt alabiliyorsunuz. Şehirde Şadırvan Meydanı’ndaki camileri, kiliseleri ve katedrali ziyaret ettik. Daha sonra Prizren Kalesi’ne çıkmak için yola koyulduk. Arabanızla bir noktaya kadar çıkabiliyorsunuz ancak son 15 dakikayı yürümek gerekiyor. Yol biraz yokuşlu olsa da keyifli bir parkur.

Priştine’ye Dönüş ve Şehir Turu

Prizren gezimizi tamamladıktan sonra tekrar Priştine’ye doğru yola çıktık. Şehre vardığımızda ilk durağımız Grill Shabanoldu ve burada ünlü kaymaklı köfteleri denedik. Ardından Priştine’de mutlaka görülmesi gereken noktalardan bazılarını ziyaret ettik:

  • Newborn Anıtı
  • Rahibe Teresa Kilisesi
  • Zincirlenmiş Kitapları Anımsatan Kütüphane
  • Ulusal Müze
  • Tamamlanmamış Kilise

Gezi esnasında meydana yakın Caffez isimli kafe’de oturup gelen geçeni izleyerek biraz dinlendik. Akşam yemeğimiz için ise Balkan havasını hissedebileceğiniz Lipuarta isimli restoranı tercih ettik. Ben tavuklu makarna sipariş ettim ve oldukça lezzetliydi.

Geri Dönüş: Kosova Havalimanında Yaşanan Sorun

Gezimizin sonuna gelirken, havaalanına dönmeden önce biraz dinlendik ve araç teslim işlemini sorunsuz tamamladık. Ancak Kosova havaalanında bir sürprizle karşılaştık: Online check-in yapmamıza rağmen tekrar otomatik makinelerden check-in yapmamız istendi ve pasaport kontrolü için görevlileri bir süre beklemek zorunda kaldık. Neyse ki problem çözüldü ve Pegasus ile sorunsuz bir uçuş sonrasında Sabiha Gökçen Havalimanı’na vardık.

Böylece bir başka keyifli geziyi daha tamamlamış olduk! Kosova, görülmeye değer tarihi ve kültürel yapılarıyla kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir rota olarak aklımızda kaldı.

Seyahat severlere notlar:

  • Araç kiralama seyahatinizi oldukça kolaylaştırabilir.
  • Priştine ve Prizren’de fiyatlar oldukça uygun.
  • Prizren daha otantik bir atmosfer sunuyor, kesinlikle görmenizi tavsiye ederim.
  • Türkçe’nin yaygın kullanımı sizi çok rahat ettirecek.

Kosova’ya gitmeyi planlayan herkese şimdiden iyi yolculuklar! ✈️

Categories
Blog

Bazen Kararsızlara

Hiçbir zaman kararsız kalmayan insan var mı çok merak ediyorum? Bana böyle bir dünya mümkün değil gibi geliyor. Çünkü yaşadığımız dünyada o kadar çok yol ayrımımız var ki hiç umursamak istemesek de, ne olacaksa olsun da desek herkes bazı durumlarda iki seçeneğin de sonucunu merak eder gibi geliyor. Belki bir kahve alırken, sevdiğim tatlıyı mı almalıyım yeni bir lezzet mi denemeliyim derken seçim yapmak problem değil. Ama bazen öyle dönüm noktaları oluyor ki hangisini seçersek seçelim diğerinde gelebileceğimiz noktaları da düşünmeden edemiyor insan. Belki de temel noktası buradan kaynaklanıyordur kararsızlık aslında iki seçeneğin de sonucunu merak etmektir.Kararsız insanların bazı ortak noktalarını araştırdığımda;
Özgüven eksikliği
Detaylara takılıp kalma
Hata yapma korkusu
Başkaları ne der düşüncesi
Mükemmeliyetçilik
Kararı karşıdakinin vermesini bekleme
Karşıdakini kıramama
Hayır diyememe
Bağımlı kişilik yapısı
Kimlik karmaşası
Sorunlu, çatışmalı bir ortam
gibi özellikler sıralandığını gördüm. Tabi ki bugün dışarı mı çıksak evde dinlensem mi gibi bir kararsızlıktan bahsediyorsak burada bir psikolojik problem vardır ve bu beni aşar. Peki ya gerçekten eşit iki seçenek varsa, bu hayatımızın yol ayrımıysa burada kararsız kalmamak daha anormal bir durum olmaz mı?
Bu konuda da kararsızlık anlarında kullanabileceğimiz öneriler olduğunu gördüm. Örneğin:
10/10/10 kuralı: yani bir karar alırken 10 dakika, 10 ay ve 10 yıl sonrasında ne hissedeceğinizi kendine sorun tarzında bir öneri.
Kendi isteğinizle seçiminizi yapın: sonradan senin yüzünden oldu diye suçlayacağımız birisi olmasın diye olsa gerek
Arkadaşınıza fikir veriyormuş gibi düşünün: çünkü olayların içinde olduğumuzda bazı şeyleri çarpıtma olasılığımız daha yüksekmiş
Avantaj dezavantaj listeleri de öneriliyormuş
Ben bazı maddeleri kendi üzerinde denedim ve ilerleme kaydettiğimi kabul etmem gerekir, sizler de deneyip fayda sağlayabileceğiniz durumlar bulacaksınızdır büyük ihtimalle. Ama bazen hiçbiri en ufak işe yaramıyor.Hayat bazen kararsız bırakıyor galiba dostlar, uzun sayfalarla listeleseniz, herkese danışsanız da, hiç kimseye danışmasanız da bazen bazı kararları almak zor.

En kötü karar kararsızlıktan iyidir hepimizin sıkça duyduğu bir söz. Ama bazen en kötü kararı seçmek yerine ben bu seferlik kararsızlığı seçiyorum demek de bir karar değil midir? Bir şeyde de kararsız kalayım ya, ben bu konuda hayatımın sonuna kadar kararsızım diyelim olmaz mı?
Neyse sonu olmayan bir konuyu daha fazla genişletmek doğru olmaz gibi. Umarım en iyi kararlar ya da kararsızlıklar bizlerin olur.
Benim gibi bu konulara kafa yoranlar varsa yorumlarda beklerim, ne demişler ‘Bir taş ile duvar olmaz.’
Categories
Blog

İlk Yazı, İlk Tanışma

Merhaba!

Sonder Monder Blog kurucusuyum. Hep klişe bir söz vardır ya ‘en iyi şeyler onları en az beklediğiniz zamanlarda olur’ diye bu blog da benim için böyle oldu diyebilirim. Lise yıllarımda, üniversitenin ilk yıllarında hep aklımda, hayalimde olan bir şeydi bir blog açmak, kendi kendime yazdığım yazıları paylaşmak, bazen gezdiğim yerleri sadece konum olarak değil farklı şehirlerin iç dünyamda hissettirdiklerini de paylaşmak isterdim. Ama belki zamanı değildi, belki çok yoğundum, belki cesaretim tam değildi, belki de bunların hepsi bahaneydi bilmiyorum. Sadece şimdi 25 yaşındayım ve birkaç hafta önce kendimi öylesine içerikler üretmeye çalışırken buldum ardından artık zamanı geldi galiba dedim ve şimdi bu yazıyı yazıyorum. Belki de gerçekten doğru zaman diye bir şey vardır dostlar.

Anlayacağınız bu blog biraz kervan yolda düzülür mottosuyla mantıksal planlardan çok içgüdüsel bir yönelimle oluşmuştur. Bu blogla birlikte uzun bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum ve isterim ki yol arkadaşlığımız da bir o kadar uzun olsun. Eksiklerim, bilmediklerim, geç öğreneceklerim için şimdiden affınıza sığınıyorum ama geliştirmeye çalışacağımdan şüpheniz olmasın. Uzun lafın kısası hoş geldiniz dostlar! Uzun yazılarda yeniden, yeniden ve yeniden görüşmek dileğiyle…

Categories
Blog

İLETİŞİM

Reklam, sponsorluk, iletişim, soru ve önerileriniz için: iletisim@sondermonder.com

Instagram:https://instagram.com/sondermonderblog

Twitter:https://twitter.com/sondermonder